KAPAT
Elektrik,Enerji,Aydınlatma,Proje,Solar Energy
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM
07 Şubat 2012 Salı
Ah Bin Ali Ah Bin Kunduz30 Ocak 2012

GOOGLE TRANSLATE

OTOMASYON HABER

GÜNEŞ HABER

ANKET

Sitemize Nasıl Ulaştınız




Tüm Anketler

Elektrik özelleştirmelerinde gözden kaçanlar

Elektrik özelleştirmelerinde gözden kaçanlar

Tarih 04 Ağustos 2010, 23:45 Editör Musfafa Fazlıoğlu

Elektrik özelleştirmelerinde gözden kaçanlar

Elektrik özelleştirmelerinde gözden kaçanlar

Baha Ertuğrul

Türkiye’de elektrik sektöründe özelleştirme uygulamaları ve bu uygulamaların getirdiği sonuçlar ile ileride olası etkiler göz önünde bulundurularak üzerinde durulmayan ya da gözden kaçan bazı hususlar bir yazı dizisi olarak tespit edilmeye çalışılacaktır. Sektörü yakından gözlemleyen satırların yazarı elektrik sektöründeki özelleştirme uygulamalarının toplumsal etkilerini ön planda tutacaktır. İlerleyen zaman içinde Türkiye’de iktidara aday olan siyasi partilerin elektrik politikaları ayrıca irdelenmeye çalışılacaktır. Bu dizinin ilk yazısında önce Türkiye’de elektrik sektörünün gelişmesi çok kısa olarak özetlenecek ve özelleştirme kavramı ile birlikte güncel uygulamalara bir giriş yapılacaktır.

Bilindiği üzere 2001 yılında yürürlüğe girmiş olan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uygulamaları ile birlikte elektrik sektöründe özel sermayenin önünü açmak için kamu kurumlarının etkinlikleri iyice azaltılmıştır. Öncelikle yeni üretim yatırımlarının kamu tarafından yapılması engellenmiş, bu alan özel sermayeye sınırsız olarak açılmıştır. Son iki yıl içinde de elektrik dağıtım tesisleri ve perakende satış faaliyeti hızlı bir şekilde özel sermayeye devredilmektedir.

Aslında Türkiye’de elektrik faaliyetlerinde özel sermayenin etkin rol alması oldukça eski tarihlere dayanmaktadır. Ancak 1970 yılında elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve satışının tek elde toplanmış ve bir kamu kuruluşu olan Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) tüm bu alanların tek sahibi olmuştur. TEK kurulduğu zaman ülkenin yarısından fazlası elektrik enerjisine ulaşamıyor durumdayken mucizeye yakın bir başarı ile 1970-1982 yılları arasında ülkenin tamamı elektriklendirilmiş ve tüm ihtiyacı karşılayacak kapasiteye de ulaşılmıştır. Bu başarının öyküsü neredeyse yok sayılarak tarih kayıtlarına geçirilememiş, en azından bu satırların yazarı böyle bir öyküye ulaşamamıştır.

1980’li yılların ortalarından itibaren Türkiye’de elektrik sektöründe özel sermayenin etkinlik gösterebilmesi için çeşitli girişimler olmuş ve özellikle üretim faaliyetinde kamu adına özel sektör üretim faaliyetinde bulunmaya başlamıştır. Yap-İşlet-Devret (YİD) ve Yap-İşlet-Sahip ol (Yİ) finansman modelleri kapsamında elektrik üretimi faaliyetinde bulunan özel sermaye kamu adına yatırım yapmış ve elektrik üretimini gerçekleştirmiştir. Bu süre içinde mevcut olan bir linyit yakıtlı termik santral ile bir hidroelektrik santralin işletmesi (İHD) özel sermayeye devredilmiştir. Bu uygulamalar aslında bir özelleştirme uygulaması olmayıp tam aksine ürettikleri kadar kapasiteyi tekellerine almışlardır. Diğer bir deyişle bu uygulamalar aslında üretim alanında kısmen ve uzun bir süre için özel tekelleşmenin örneğidir.

2001 yılında 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile elektrik üretimi, dağıtımı ve ticareti tam olarak özel sermayenin yatırım yapacağı alanlar olarak belirlenmiş, yasal zorunluluk olmasa da bu faaliyetlere devletin girmesi engellenmiştir. Son yedi yıl içinde mevcut elektrik üretim tesisleri ile elektrik dağıtım bölgelerinin özel sermayeye devredilmesi sürekli gündemde olmuştur. Bu süre içinde üretim tesislerinin özel sermayeye devri yavaş kalırken dağıtım bölgelerinin devredilmesi birden bire hız kazanmıştır. Bu devir uygulamaları başladığında önemli bir husus, dağıtım bölgelerinin çok güçlü bir altyapısının olduğu ve bu altyapı yatırımlarının tamamının devlet eliyle yapılmış olduğudur.

Özellikle elektrik dağıtım bölgelerinin özel sermayeye devredilmesinde devir karşılığında alınan bedel ön planda tutulmuş, bu devirlerin sektördeki kurumsal yapılanma, sosyal etki ve elektrik fiyatlarına olası etkileri tartışılmamıştır. Bu üç unsurun biraz açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

1970 yılında kurulmuş olan TEK kısa bir zaman içinde Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından birisi olmuş, faaliyetlerini sürdürürken özellikle elektrik ile ilişkili özel şirketlerin de gelişmelerini sağlamış böylece Türkiye’de sektörün lokomotif kuruluşu olmuştur. TEK elektrik yatırımlarında teknolojik ilerlemeleri izleyip geliştirirken elektrik faaliyetlerinde de önemli bir insan kaynağı yetişmesini sağlamıştır. Bir zamanlar Türkiye’de hiyerarşik kurumsal yapılanmanın en önemli örneklerinden birisi olarak gösterilen TEK bugün unutulmaya başlanmıştır. Elbette zaman içinde gelişmeler ve değişimler kaçınılmazdır. Ancak bu değişim ile birlikte kaybedilmiş olan teknolojik ilerleme ve bilgi birikimi ciddi bir şekilde düşünülmelidir.

Bilindiği üzere elektrik enerjisi gelişmiş toplumlarda vazgeçilmez ve ikame edilemezdir. Çağdaş uygarlık düzeyinin önemli göstergelerinden birisi olarak bir toplumun elektriklendirilme oranı ve kişi başına elektrik tüketim miktarı gösterilmiştir. Çağdaş devletlerin tanımı içinde bir anayasal hak olarak toplumdaki her bireyin elektrik enerjisine ulaşma hakkı esas olarak gösterilmektedir. Türkiye’de de herkesin elektrik kullanma hakkına ulaşabilmesi için elektrik sektöründeki tüm alt yapı yatırımları ya doğrudan devlet eliyle yapılmış ya da kamu adına özel sektöre yaptırılmıştır. Avrupa devletlerinde olduğu gibi elektrik enerjisi Türkiye’de de 1980’li yılların sonlarına kadar bir kamu hizmeti olarak tanımlanmış ve tüm ülkenin elektriklendirilmesi bu sayede gerçekleştirilebilmiştir. Toplum tarafından da elektrik enerjisinin devlet tarafından sağlanması gerektiği düşünülmüş, hala bu düşünce değişmemiştir.

Elektrik satış fiyatlarının belirlenmesinde 2001 yılında başlayan döneme kadar piyasa koşulları etkin olmamış, elektrik enerjisinin tüketicilere maliyeti ürün fiyatından çok sunulan hizmetin karşılığı olarak hesaplanmıştır. Tüm elektrik faaliyetleri tekel konumunda bir kuruluş sorumluluğunda olduğu için sektörün kendi yatırımlarını gerçekleştirmesine yetecek seviyede fiyatlandırma yapılmıştır. Dolayısıyla elektrik enerjisi kamu adına bir hizmet yükümlülüğü olarak üretilip satıldığında elde edilen gelir yine elektrik yatırımlarına yönlendirilmiştir.

1980’li yılların sonundan itibaren sektördeki kurumsal yapılanmanın değişmesi, TEK işlevlerinin bir KİT olmasından daha çok bir devlet kuruluşuna dönüştürülmesi ayrı bir tartışma konusudur. Ancak elektrik satış fiyatlarının oluşturulması ve uygulamasında değişiklik olması sektördeki kurumsal yapılanmanın değişmesi ile paralellik göstermiştir. 2001 yılından itibaren başlayan yeni dönemde elektrik enerjisinin tanımı değiştirilmiş, daha önceleri kamu hizmeti olarak sunulan elektrik artık bir meta, bir serbest piyasa ürünü olarak tanımlanmıştır. Bu sürecin başlaması ile birlikte gerek yeni yatırımların özel sermaye tarafından serbest olarak gerçekleştirilmesi ve gerekse mevcut tüm tesislerin özel sermayeye devredilmesi yoluyla özelleştirme uygulamalarına hız verilmiştir.

Elektrik enerjisinin doğası gereği yatırımların tam ve zamanında yapılması gerekmektedir. Bu gerçekleşmez ise sektörde oldukça büyük ölçüde riskler ortaya çıkacaktır. Daha önce elektrik sektörü tekel durumunda iken bu risklerin tamamı kamu adına görev yapan devlet kuruluşlarına ait iken bugün gelinen aşamada sektördeki riskler sektör katılımcıları tarafından üstlenilmek istenmemektedir. Türkiye’de özel sermaye elektrik sektöründe faaliyet göstermeyi salt bir para kazanma alanı olarak algılamaktadır. Özel sermayenin doğası da zaten budur. Faaliyet gösterenler elbette kazanmak için bu sektöre girecektir. Ancak sektör katılımcıları kazanmanın yanı sıra bazı risklerin olabileceğini görmek istememekte tüm risklerin hala devlet sorumluluğunda olmasını, yüksek kazançların ise kendilerine sorunsuz aktarılmasını istemektedirler.

Özet olarak, elektrik sektöründe özel sermayenin etkin olarak yer alması süreci ile birlikte sektörün kurumsal yapılanması temelden değişmekte ve sektörde teknolojik gelişmelerin önünü açacak ve diğer katılımcıların gelişmesine öncü olacak lider konumunda bir kurum ortadan kalkmaktadır. Oysa AB üyesi devletlerin tümünde elektrik sektörünün öncü bir kurumu güçlü olarak korunmaktadır. Diğer önemli bir husus da, elektrik enerjisinin toplum tarafından algılanmasındaki tanımı değişmektedir. Bir kamu hizmeti yükümlülüğü altında kullanıcıya sunulan elektrik enerjisi bu süreç ile birlikte piyasada serbest olarak alınıp satılabilen bir mal olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım değişikliği ise kullanıcıların elektrik enerjisine ulaşma olanağını hem fiyat olarak hem de arz riskleri açısından zorlaştıracaktır.

Bilindiği gibi Türkiye’de elektrik sektöründe 2001 yılında yapılan yasal değişiklik ile serbest piyasa uygulamasının önü açılmıştır. Yeni düzenlemelere göre elektrik sektöründe yeni üretim yatırımlarının tamamen özel sermaye tarafından yapılması beklenmektedir. Üretim tesisleri yatırımı konusunda herhangi bir kısıtlama bulunmamakta, isteyen yatırımcı istediği yerde, istediği büyüklükte, istediği zaman, istediği kaynağa bağlı olarak ve istediği teknolojiyi kullanarak yatırım yapabilecektir.

Mevcut olan ve kamu mülkiyetinde bulunan elektrik üretim tesislerinin ise hızlı bir şekilde özel sektöre devredilmesi hep gündemdedir. Benzer şekilde elektrik dağıtım tesislerinin işletmesinin de devlet yerine özel sermaye tarafından yerine getirilmesi süreci devam etmektedir.

Türkiye’nin tamamında elektrik dağıtım tesislerinin tamamlanmış olduğunu ve oldukça güçlü bir altyapının devlet tarafından yapılmış olduğunu belirtmek gerekir. Bu yazıda yeni elektrik tesisleri yatırımlarının nasıl yapılacağı üzerinde durulmayacak, mevcut tesislerin devletten özel sermayeye devredilmesi konusunda görüşler açıklanmaya çalışılacaktır.

Elektrik üretim tesislerinin özel sektöre devredilmesi zaman zaman tartışılmaktadır, ancak büyük ölçekli uygulamaya henüz başlanmamıştır. Elektrik dağıtım bölgelerinin devredilmesi ise hızla devam etmektedir.

Bilindiği üzere şu anda elektrik dağıtım bölgelerinin devredilmesi süreci devam etmektedir. Gazete haberlerinde çoğunlukla elektrik dağıtım bölgelerinin devir bedeli yetkililer tarafından ön plana çıkartılmakta, bu devirlerin neler getireceği ve sektörün geleceğini nasıl etkileyeceği neredeyse hiç tartışılmamaktadır. Devir bedelinin yüksek olması iyi bir başarı olarak gösterilse de bu devir bedelinin işletmeyi yapacak olan şirket tarafından elektrik satış fiyatlarına ekleneceği dolayısıyla tüketiciye yansıyan fiyatların artacağı üzerinde durulmamaktadır.

Elektrik dağıtım bölgelerinin devredilmesinde şimdiye kadar yapılmış olan uygulamalardan iki bölgeyi özellikle iyi çözümlemek gerekmektedir. Bunlardan birisi Ankara, Kırıkkale, Çankırı, Karabük, Kastamonu, Bartın ve Zonguldak illerini kapsayan Başkent Elektrik Dağıtım Bölgesi, diğeri ise Kocaeli, Sakarya, Bolu ve Düzce illerini kapsayan Sakarya Elektrik Dağıtım Bölgesi’dir. Bu iki bölgenin ortak özelliği devir alan şirketlerin yabancı ortaklarının yapısıdır.

Bilindiği üzere Başkent Elektrik Dağıtım Bölgesinin yabancı ortağı Avusturya’nın devlet eliyle ülke şampiyonu şirket konumuna getirilmiş ve hisselerinin yarıdan fazlası devlete ait olan VERBUND AG’dir. Sakarya Elektrik dağıtım Bölgesi’ni devir alan şirketin yabancı ortağı kendi ülkesinde hisselerinin tamamı devlete ait olan Çek Cumhuriyeti’nin CEZ adındaki elektrik kurumudur.

Her iki kurum da elektrik enerjisinin tüm faaliyet alanlarında etkin olup bir holding yapısı altında şirketlerden oluşmaktadır. AT Elektrik Direktifinde öngörülen kurumsal idari yapılanmanın ve faaliyetlerin ayrıştırılması hükmü üye devletler için uyulması gereken bir husus iken birçok Avrupa Birliği üyesi devletin bu yükümlülükten aslında kaçındıkları, bu hükme karşı bir çeşit hile kullandıkları görülmektedir.

Yukarıda adı geçen kurumların ait olduğu devletlerin yanı sıra Fransa, Hollanda, Yunanistan, Portekiz, İtalya, Belçika, İskandinav Ülkeleri de aynı yolu izlemekte Direktif hükümlerine uymakta çok isteksiz davranmaktadırlar.

Türkiye’de özelleştirme uygulaması adı altında devredilen bu iki bölge başka devletlerin kamu kuruluşlarının hakimiyetine verilmiş durumdadır. Her iki kuruluşun ait oldukları ülkelerin elektrik ve enerji stratejileri incelendiğinde kendi enerji şirket veya kurumlarını güçlü tutmak için bunlara sınırsız devlet desteği verdikleri görülmektedir. Diğer taraftan da başka ülkelerde faaliyet göstermek üzere bu kurumları desteklemektedirler. Özellikle CEZ kurumunun yıllık yayınlarında ileriye yönelik temel stratejilerinden birisi Güneydoğu ve Doğu Avrupa ülkelerinde faaliyetlerini genişletmek olarak açıkça belirtilmektedir. 2000’li yılların başlarında Avrupa’da elektrik sektöründe yeniden yapılanma, faaliyetlerin ayrıştırılması ve özelleştirme uygulamaları başlamış durumdayken, son zamanlarda bu uygulamaların neredeyse beklemeye alındığı hatta bazı ülkelerde geri dönüşler olduğu gözlemlenmektedir. Kendi ülkelerinde serbestleşme ve özelleştirme uygulamalarını durduran birçok Avrupa ülkesinin şirketleri hatta devlet kurumları diğer ülkelerde faaliyet göstermek üzere girişimlerde bulunmaktadırlar. Buna karşın Türkiye’de elektrik dağıtım bölgelerinin devredilmesine hızlı bir şekilde devam edilirken kısa bir zaman içinde elektrik üretim tesislerinin de devredilmeye başlanacağı açıklanmaktadır.

AB üyesi devletlerin elektrik kurumları ile Türkiye’de elektrik kurum ve şirketleri stratejileri açısından dikkatli bir şekilde karşılaştırılırsa aralarında çok büyük farklılıklar olduğu görülecektir. Avrupa kurum ve şirketleri kendi ülkelerinde güçlü hatta sektör lideri olarak korunmaya çalışılırken Türkiye’de lider konumunda kurum veya şirket bulunmamakta, zaman içinde mevcut kurumlar da zayıflatılmaktadır. Yakın bir zaman içinde elektrik üretim tesislerinin de özelleştirileceği açıklanmaktadır. Elektrik dağıtım bölgelerinin yukarıda belirtilen iki bölgesinde olduğu gibi, elektrik üreten santrallerin da devredilmesinde Avrupa ülkelerindeki şirketlerin özel şirket ya da devlet kurumu olup olmadıklarına acaba dikkat edilecek midir?

Sektörü oldukça yakından izlemeye çalışan bu satırların yazarı bugüne kadar Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) tarafından başka ülkelerde elektrik dağıtım ve satış faaliyetine katılmak üzere bir girişim başlatıldığını duymamıştır. Elektrik üretim tesislerinden kamuya ait olanların sahibi olan Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) başka ülkelerde elektrik üretmek üzere herhangi bir girişimde bulunmakta mıdır? Devlet kuruluşu olan bu iki şirketin böyle bir hedefi yok ise özel sermaye şirketlerinden kaç tanesi acaba bir Avrupa ülkesinde elektrik üretim, dağıtım veya satış faaliyetinde bulunmak üzere çalışmalar yapmaktadır? Geleceğini Avrupa ile beraber oluşturma yolunda olan Türkiye’nin değerli kamu ve özel şirketleri acaba neden Avrupa ülkelerinin şirketleri ile aynı stratejilere sahip değildir?

Türkiye elektrik sektöründe uygulanan özelleştirme politikaları sonucunda Türkiye’de var olan ve güçlü durumdaki kamu kurumları gittikçe zayıflatılırken özel sermaye şirketleri de güçlenememektedir. Güçlü olarak Türkiye’de faaliyet gösteren Avrupa şirketleri ile nasıl rekabet edebilecektir? Sektörde faaliyet gösteren yerli şirketler zayıf kalıp faaliyetler yabancı güçlü şirketlere devredildikten sonra Türkiye’nin toplam rekabet gücü ne kadar olabilecektir?

Elektrik sektöründe özelleştirme sürecinde gözden kaçan önemli bir husus ta elektrik enerjisinin tanımlanmasıdır. Bugün Türkiye’de elektrik enerjisi piyasada serbest olarak alınıp satılabilen bir tüketici ürünü gibi algılanmaktadır. Oysa elektrik sadece bir tüketim ürünü değil özellikle sanayide önemli bir girdi hatta bazı üretim alanlarında bir çeşit hammaddedir. Elektrik enerjisi sektöründe uygulanan politikalarda bu hususun dikkate alınması oldukça önemlidir.

Örneğin demir-çelik endüstrisinde önemli bir girdi olduğu kabul edilmeyip bir tüketim ürünü olarak tanımlanırsa ülkenin çelik ve ürünleri üretiminde ne kadar rekabet gücünü kaybedebileceği düşünülmelidir. Elektrik enerjisinin önemli bir girdi olduğu tekstil sektörünün son yıllardaki elektrik fiyatlarında gerçekleşen artışlar sonucunda nasıl zayıfladığı gözle görünür bir gerçektir.

Serbest Piyasanın Vahşi Tanımı ve Elektrik Sektöründe Serbest Piyasa

Elektrik özelleştirmelerinde yapılan uygulamalar hakkında görüşlerimi ilk iki yazıda açıklamaya çalışmıştım. Bundan sonra elektrik özelleştirmelerinin kavramsal açıklamaları ve toplumsal etkileri hakkında bazı görüşlerimi dile getireceğim. Ancak bu görüşlerden önce serbest piyasa tanımını ve elektrik enerjisinin serbest piyasadaki yerini açıklamaya çalışacağım.

Serbest piyasa, üretilen mal veya hizmet fiyatının alıcı ve satıcı arasında karşılıklı anlaşmayla belirlendiği, arz ve talebe hükümet müdahalesinin olmadığı bir piyasa olarak tanımlanmaktadır. Tanımdan anlaşılacağı gibi, üretici olanakları çerçevesinde istediği kadar mal veya hizmet üreterek piyasaya sunmakta; alıcı ise piyasaya sunulmuş olan mal veya hizmetten olanakları kadar yararlanmaktadır. Tanımdaki diğer bir husus ise, üreten ve talep eden üzerinde herhangi bir kısıtlama uygulanmamasıdır. Piyasadaki fiyat ise arz ile talep çakışması sonucu ortaya çıkmaktadır. Serbest piyasa uygulamasında, piyasa katılımcılarının arasında gerçekleşebilecek zorlama veya sahtekârlık gibi durumlarda; hükümet müdahalesi olabilmektedir.Bu müdahale ise ancak bir düzenleme kuralı çerçevesinde yapılmaktadır. Bu tanım ve kısa açıklamasından anlaşılacağı üzere serbest piyasa aslında vahşi bir uygulamadır. Aşağıda alt başlıklar olarak serbest piyasa ve elektrik sektörü için uygulaması açıklanacaktır.

Serbest Piyasa Gerçeği

Serbest piyasanın gerçek yüzü öncelikle iyi anlaşılmalıdır. Piyasada faaliyet gösteren tüm katılımcıların amacı kazanmaktır. Ancak serbest piyasa koşullarında risk her zaman bulunmaktadır ve zaman zaman bu risk büyük olmaktadır. Serbest piyasada sürekli kazanmanın en iyi yolu piyasa riskini üstlenmemektir ancak bu yolla kazanç çok az olabilecektir. Bazen daha fazla kazanmak için büyük risklere girmek gerekebilir, bu durumda da kaybetmek hatta büyük miktarda kaybetmek mümkündür. Serbest piyasanın dinamikleri arasında kazanmak, hatta çok kazanmak olduğu kada; kaybetmek ve iflas etmek de bulunmaktadır. Serbest piyasa uygulamasında her zaman bu gerçekler göz önünde bulundurulmalıdır.

Serbest Piyasada Müdahale ve Düzenleme

Esas olarak serbest piyasada taraflar arasında ilişkilere dışarıdan bir müdahale olmaması gerekir. Ancak piyasa etkinliklerinde yasal olmayan davranışlar ve toplum düzeni için oluşturulmuş kuralların dışına çıkılması durumunda, kamu adına devlet ya da hükümet müdahaleleri olmaktadır. Bu nedenle, serbest piyasa hareketlerinin belirli bir disiplin içinde olmasını sağlamak amacıyla düzenleyici kurallar yürürlüğe konulur. Bu kurallar dizini genellikle yasal düzenlemeler ile gerçekleştirilir. Düzenleyici otoritenin piyasa katılımcıları dışında olması  ve genellikle devlet adına hareket etmesi olağandır. Toplumsal yararları gözeten düzenlemeler dışında serbest piyasada faaliyetleri artırıcı veya kısıtlayıcı, talebi daraltan ya da büyüten müdahaleler olmaması gerekir.

Türkiye Elektrik Sektöründe Serbest Piyasa Uygulaması

Her şeyden önce bu satırların yazarı, elektrik faaliyetlerinde serbest piyasanın uygulanamayacağına inanmamaktadır. Bir çok ülkede rekabetçi serbest piyasa uygulaması sonuçlarının kısa süre içinde tekel yada oligopol yapıya gittiği görülmektedir. Elektrik enerjisinin stoklanmasına imkan vermeyen özgün yapısı gereği her aşamadaki faaliyetinin titizlikle yerine getirilmesi gerektiği gerçeği sürekli akılda tutulmalıdır. Bilindiği gibi elektrik enerjisi tüketilmesine gereksinim duyulduğu anda üretilmelidir. İhtiyaç duyulduğu anda üretilemezse arz açığı, ihtiyaçtan fazla üretilirse atıl ürün olacaktır. Arz fazlasının olduğu durumda katılımcılar arasında rekabet oluşacağı ve bu rekabet sonucu kalite yükselirken fiyatların ucuzlayacağı tezi her zaman ileri sürülmektedir. Ancak yatırımların çok büyük miktarlarda olduğu elektrik enerjisi faaliyetlerinde arz fazlası oluşacak miktarda yatırımların gerçekleşmesi mümkün olamayacaktır.Çünkü, olası bir arz fazlasını bekletme riskini hiç kimse üstlenmek istemeyecektir.

Türkiye’deki uygulamalar kısaca anımsandığında son yıllarda özellikle üretim tesislerinde özel sektör tarafından kayda değer miktarda kapasite yatırımı yapıldığı görülecektir. Ancak bu süre içinde Türkiye elektrik enerjisi tüketim ihtiyacının oldukça hızlı arttığı unutulmamalıdır. 2008 yılı ortalarında başlayıp 2009 yılında derinleşen ekonomik kriz nedeniyle elektrik tüketimindeki azalma özellikle üreticilerin serbest piyasa ortamında ne kadar zorlandıklarını göstermiştir. Arz kapasitesinin artması ve buna paralel olarak son iki yılda tüketim ihtiyacının düşmesi özellikle üreticiler için büyük riskler oluşturmuştur. Bu riskleri üstlenmek istemeyen üreticiler hemen seslerini yükseltmeye başlamışlardır. Oysa serbest piyasada fiyat dalgalanmaları olağan karşılanmalı, talebin fazla arzın dar olduğu durumda çok kazanmak mümkün iken tersi durumda zarar hatta iflaslar beklenebilmelidir. Burada, elektrik fiyatlarının düzenlemeye tabi olduğu ve üreticilerin serbest olarak fiyat belirleyemediği itirazı yapılacağı iddia edilebilinir.Bu iddialara karşı, hemen yanıt olarak serbest piyasada talep artışı ya da daralması yönünde müdahale yapılmaksızın kamu adına piyasa düzenlemesi yapılabileceği ve bu düzenlemeler çerçevesinde piyasa katılımcılarının hareket alanı bulmaları gerektiği söylenebilinir. Buna karşın elektrik üretiminde birincil kaynakların fiyat belirlemesinde karar verecek yetkiye sahip olmayan üreticilerin kaynaklardaki artışı doğrudan elektrik satış fiyatlarına yansıtmaya ihtiyacı olduğunu savunan görüşe karşı da elektrik enerjisi için hele de dışa bağımlı kaynaktan üretilen elektrik enerjisi üretim faaliyetinde serbest piyasa uygulanamayacağı rahatlıkla söylenecektir.

Türkiye elektrik sektöründe bugüne kadar olan serbest piyasa uygulamalarında piyasa katılımcılarının serbest piyasa kavramını tam olarak anlayamadıkları ya da anlamak istemedikleri görülmektedir. Özellikle son on yıllık süre içinde elektrik satış fiyatlarındaki yüksek artış, tamamen ticari düşünen sermaye sahiplerine çok çekici gelmiştir. Ancak sektöre giren her katılımcı serbest piyasa işlerliğini savunur görünmüş ama esas olarak kendisi için devlet tarafından ayrıcalıklı ortam oluşturulmasını beklemiştir. Kazanırken faaliyetine devam etmiş ancak az kazanmaya başlayınca hemen siyasi otoritenin yardımını talep etmeye ve  beklemeye başlamıştır. Kriz nedeniyle azalan tüketim ihtiyacı sonucunda üretimin de düşmesi gerekeceğinden hemen doğal gaz fiyatlarının yüksekliği nedeniyle elektrik üretim maliyetlerini artacağı gündeme taşınmıştır. Oysa, ithal kaynak olan doğal gaz fiyatlarının her zaman için elektrik fiyatlarına olan etkisinin artış yönünde olacağı en başından bilinmesi gereken bir gerçektir.

Halen uygulanmakta olan elektrik sektöründeki özelleştirmelerin serbest piyasa çerçevesinde nasıl bir yer aldığı iyi değerlendirilmelidir. Türkiye özel sektörü büyük oranda serbest piyasa tanımını algılayamamaktadır. Özellikle küçük ölçekli şirketler elektrik faaliyetinde serbest piyasa oluşmasını savunur görünmelerine karşın bir güçlükle karşılaştıklarında hemen devletin yardımını beklemektedirler. Bu durumda da yapılmakta olan elektrik özelleştirmelerinin serbest piyasa ortamına tam olarak uymadığı söylenebilir.

Bu yazıda anlatılmaya çalışılan kavramlar bu satırların yazarının taraf olduğu ve benimsediği kavramlar değildir. Türkiye’de elektrik sektöründe sürdürülen özelleştirme çalışmalarında gözden kaçan unsurların daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyaç duyulan açıklamalardır.

Daha önceki yazılarımda elektrik sektöründe serbestleşme ve özelleştirme uygulamalarında gözden kaçan bazı hususları vurgulamaya çalışmıştım. Aslında elektrik sektöründe serbestleşme ve özelleştirme uygulamalarında hedeflenen amaçlar ile ulaşılan yer arasındaki ilişki ve farklılıkları iyi irdelemek gerekmektedir. Elektrik sektöründe serbestleşme hedeflerinin ne kadar gerçekleştiği konusunu bundan sonraki yazımda daha ayrıntılı incelemek istiyorum. Bu yazımda ise, sadece elektrik sektöründe serbestleşme sonucu tüketiciye yansıyan maliyetlerin düşeceği savının geçersiz olduğunu açıklamak istiyorum.

1990’lı yılların ortalarından itibaren, elektrik faaliyetlerinde özel sermaye şirketleri etkin olarak yer almaya başlamış ve bu gelişme tüm hükümetler tarafından da desteklenmiştir. Bu dönemdeki özel sektör faaliyetleri, aslında bir özelleştirme olmayıp; tamamen özel şirketlerin devlet adına faaliyet göstermesidir. Bu konudaki ilk uygulamalar olan, Yap-İşlet-Devret (YİD) ve İşletme-Hakkı-Devri (İHD) modelleri çok tartışılmış sonuçta da devletin doğrudan faaliyetine göre daha yüksek maliyetli uygulamalar olduğu görülmüştür. Bu uygulamaların hemen arkasından Yap-İşlet-Sahibol (Yİ) modeli ile özel sermaye şirketleri yine devlet adına faaliyet gösterirken önceki uygulamalara göre hem biraz daha iyileşme görülmüş hem de tüketiciye yansıyan elektrik fiyatları biraz daha düşmüştür. Bu uygulamalar kanımca özelleştirme uygulaması değil; özel sermayenin devlet adına faaliyet göstermesidir.

2001 yılında 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile Türkiye elektrik sektörünün yapısının tümüyle değiştirilmesi öngörülmüş bununla birlikte özelleştirme kavramı da gerçek anlamına kavuşturulmuştur.

Bilindiği üzere son zamanlarda hızlı bir şekilde elektrik dağıtım faaliyetlerinde özelleştirme uygulamaları gerçekleştirilmektedir. Ancak elektrik tedarik maliyetlerinin düşmesine neden olacak bir uygulama bulunmamaktadır. Yapılan uygulamada daha önceden TEDAŞ’ın yaptığı görevler olduğu gibi, özel sermaye şirketlerine devredilmekte; üstelikte ödenen devir bedelinin ileride elektrik satış tarifesine yansıtılmasına izin verilmektedir. Bu uygulama bile doğrudan elektrik satış fiyatlarını artıracak bir unsurdur. Buna ek olarak, ileride yapılması gerekecek yeni ve iyileştirme yatırımlarının da elektrik satış fiyatlarına eklenmesi kaçınılmaz olacaktır. Şu andaki uygulamaya göre, düzenlenen tarife sınırında elektrik satışı yapılmaktadır. Faaliyet gösteren özel şirket yeni ek maliyetleri de satış fiyatlarına yansıtmak zorunda olacağına göre; düzenlenmiş fiyat dahilinde elektrik satış fiyatını nasıl tutacağı bir soru olarak akla gelebilir. Bu satırların okuyucusu hiç merak etmesin, yeni maliyet artışlarının elektrik satış fiyatına eklenmesi yönünde yeni düzenlemeler yapılarak faaliyet gösteren şirketin zarar etmemesi sağlanacaktır. Dolayısıyla fiyatlar mutlaka artacaktır.

Bilindiği gibi elektrik enerjisi, kaynaktan tüketim noktasına kadar kesintisiz bir zincir faaliyet gerektirir. Şimdilik elektrik dağıtım ve perakende satış faaliyetleri hızlı bir şekilde özelleştirilirken; bir taraftan da, yoğun olarak üretim santrallerinin özelleştirme hazırlıkları yapılmaktadır. Elektrik santrallerinin özelleştirilmesi için nasıl bir yöntem uygulanacağı henüz resmi olarak açıklanmamıştır. Ancak santralleri devir alacak şirketlerin üretecekleri elektrik enerjisini satmayı garanti altına almalarını istedikleri, sektör ilgililerinin çeşitli beyanlarından anlaşılmaktadır. Santral özelleştirmelerinde de, dağıtım bölgelerindeki uygulamaya benzer şekilde bir yol izlenmesi gündeme gelebilir. Devir alacak özel sermaye şirketine santral bir bedel karşılığı devredilebilir ve santral işletmesinin tamamen özel şirket tarafından yerine getirilmesi beklenebilir. Bu durumda faaliyet gösteren şirket ödediği devir bedelini üretim maliyetine ekleyecek ve fiyatın artmasına neden olacaktır. Ancak diğer taraftan maliyeti düşürecek bir unsur olarak çalışanların sayısını azaltacak ve vasıflarını düşürecektir. Buna karşın ürettiği elektrik enerjisinin tamamını satamaz ise sonuç ne olacaktır? Bu durum oldukça düşündürücüdür. Sadece şirketin zarar edip faaliyetten çekilmesi değil aynı zamanda üretmesi gerektiği kadar elektrik miktarının toplam arz ihtiyacını artırması sonucunu da getirecektir. Bir santrali devir alan şirket satış fiyatlarını artırmak zorunda kalacağı gibi ürettiği elektrik miktarının satış garantisini de isteyecektir. Okuyucu yine merak etmesin; santral özelleştirmesinin ilk aşamasında olmasa bile, bir süre sonra bu satın alma garantisi devlet tarafından şirkete verilecektir. Hem fiyatların artmasını sağlanacak, hem de devlet olarak elektrik alım yükümlülüğüne girilecek ve kamusal bir hizmet,  kar ve pazar garantisiyle, tekellere devir edilecektir.

Elektrik sektörü için piyasa uygulamalarının başlaması ile üretim, dağıtım, toptan satış ve perakende satış faaliyetleri rekabete açılarak hizmetin iyileşeceği ve tüketici fiyatlarının düşeceği iddia edilmekteydi. Ancak bugüne kadar yapılmış olan dağıtım bölgeleri özelleştirmeleri sonucunda çalışanların sayısı azaltılması nedeniyle, maliyet düşüşü olması gerektiği halde fiyatlarda bir düşme görülmemiştir. Tam tersine dağıtım faaliyetini devir alan bazı şirket yetkilileri,  elektrik perakende satış fiyatlarının artırılmasının gerektiğini; aksi halde kendilerinin zarar edeceklerini söylemeye başlamışlardır. Bu sonuç, başta ileri sürülen iddiaların geçerli olmadığının bir kanıtıdır. İleride de, hiçbir zaman elektrik enerjisinin tüketiciye satış fiyatı düşmeyecektir. Yüksek fiyatlı elektrik için, bazı yetkililer termik özellikle doğal gaz yakıtlı santrallerin girdi maliyetlerinin fiyatlarını etkilediğini ileri sürseler de gerçekte yakıt fiyatlarında bir artış olmadığı gibi, çalışanların sayılarının azaltılması ve vasıflarının düşürülmesi ile maliyet düşmeleri söz konusudur. Elektrik fiyatlarında artış eğilimini zorlayan etkenler, faaliyet gösteren şirketin devir bedeli olarak ödediği paranın satış tarifesine yansıması ve  fazla kar etme isteklerinden kaynaklanmaktadır. Gerçek anlamda özelleştirme tanımına bakılırsa işletmeci şirketin daha fazla kar etme isteği normal karşılanabilir. Ancak, uygulamaya zemin olarak ileri sürülen hizmetin iyileştirilmesi ve elektrik enerjisi satış fiyatının düşmesi tezi hiçbir zaman gerçekleşemeyecektir. Yakın bir zamanda elektrik üretim tesislerinin özelleştirilmesi sonucunda da aynı durum ile karşılaşılacaktır.

Sonuç olarak, üretimden son kullanıcıya kadar olan elektrik faaliyet zincirinin birbirinden ayrılıp her bir faaliyetin farklı şirketler tarafından yerine getirilmesi her durumda tüketiciye yansıyan fiyatların artmasına neden olacaktır. Özelleştirme uygulaması ile iddia edilen daha iyi hizmet ve daha düşük fiyatlı elektrik, izlenen bu yöntemler ile mümkün değildir. Elektrik dağıtım faaliyetlerinin özelleştirilmesi sonucu şimdilik fiyatlar fazla artmamış olsa da; başta iddia edilen ucuzlama da görülmemiştir. Benzer şekilde, üretim faaliyetinin özelleştirilmesi de sadece fiyatların artmasına neden olmakla kalmayacak bir de devlet tarafından üretim faaliyeti gösteren şirkete ürettiği elektrik için satın alma garantisi verilecektir.

 

Bu haber 412 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Uzman Gözüyle

Busbar Aydınlatma Otomasyon Sistemi

Busbar Aydınlatma Otomasyon Sistemi Ülkemizde tüketilen toplam elektrik enerjisi içinde aydınlatmanın payı yüzde 20 civarındadır. Aydınlatmada verimlil...

Hazar gölü can suyu ve pompa depolama projesi

Hazar gölü can suyu ve pompa depolama projesi Hazar Gölü üzerinde bulunan Hidroelektrik santraller 2006 yılında gölün ekolojik dengesini bozduğu için Devlet tara...

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Elektrik Forum

AKTUEL HABER

GAZETELER



Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi