KAPAT
Elektrik,Enerji,Aydınlatma,Proje,Solar Energy
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM
07 Şubat 2012 Salı
Ah Bin Ali Ah Bin Kunduz30 Ocak 2012

GOOGLE TRANSLATE

OTOMASYON HABER

GÜNEŞ HABER

ANKET

Sitemize Nasıl Ulaştınız




Tüm Anketler

Enerjimizi ve geleceğimizi Rus'lara teslim ediyoruz

Enerjimizi ve geleceğimizi Rus'lara teslim ediyoruz

Tarih 08 Ağustos 2010, 14:44 Editör Musfafa Fazlıoğlu

Enerjimizi ve geleceğimizi Rusya'ya teslim ediyoruz

Enerjimizi ve geleceğimizi Rusya'ya teslim ediyoruz

Türkiye ile Rusya arasında Akkuyu sahasına VVER-1200 Model Rus nükleer santral üniteleri kurulması konusunda anlaşma imzalandı ve mecliste onaylandı. Onaylanan anlaşmaya göre, sahibi yüzde 100 Rusya olacak şekilde bir proje şirketi kurulacak. Türk tarafı bedelsiz olarak; Akkuyu sahasını Rus şirketine devredecek. Rus proje şirketi buraya; 4 adet VVER-1200 modeli reaktör ünitesi kurmaya çalışacak. Santralın, yardımcı tesislerinin ve üretilecek elektriğin sahibi; Rus Şirketi olacak.

Nükleer santralın inşası için, Rusya'dan kalifiye uzman işçiler ve personel getirilecek. Nükleer santral; Rus personel tarafından işletilecek. Santralın işletilmesinde, Türk çalışanların da kullanılması konusunda bir iyi niyet maddesi eklenmiş de olsa, çalıştırılacak Türklerin sayı, oran ve nitelikleri ile ilgili bir şart; anlaşmada bulunmamaktadır (örneğin Rus tarafı, sadece yüksek radyasyon seviyesine sahip ekipmanların ve alanların bakımında; Türk işçileri tercih edebilir). Ruslar; Akkuyu sahasında 10 bin kişilik işçi köyünün oluşturulmasını istemektedir. Bu işçilerin hangi oranda Türklerden oluşacağı konusunda anlaşmada bir madde bulunmamaktadır. Türk tarafı; Rus çalışanların ülkeye giriş çıkışı, Akkuyu sahasına yerleşimi, çalışanların edindiği taşınır ve taşınmaz mallarının yönetimi konusunda özel kolaylıklar uygulayacaktır. Ruslar, AKKUYU’da, adeta İncirlik gibi; “özerk” bir üs elde etmiş olacaktır.

Rus Şirketi; Türk tarafına elektrik satmakla ve santral için gerekli lisans ve izinleri almakla yükümlü olacak. Rus proje şirketi santralın hisselerini satmak isterse, Türk tarafının hisseleri en fazla; yüzde 49 olabilecek, santralın çoğunluk hisseleri hep Rusya'nın elinde bulunacak.

Santrala yakıt, Rusya'nın TVEL şirketi tarafından sağlanacak. Anlaşmanın bazı maddeleri süresiz olacak ve Rus yapımı tesisler; Akkuyu sahasında bulunduğu sürece yürürlükte kalacak. Bu maddeler, ancak her iki tarafında ortak mutabakatı sağlanması halinde sona erdirilebilecektir. Rus proje şirketi; başarısızlığı halinde, projeye devam edecek kendi halefini de, yine kendisi belirleyecektir.

Söz konusu anlaşmaya göre, Akkuyu santralı, bir ülke sınırları içinde bulunup da, sahibinin bir başka ülke olduğu “dünyanın ilk nükleer santralı” olacak. 4 ünitelik projenin yaklaşık; 20 milyar ABD dolarına mal olması beklenmektedir.

Rusya Atom Enerjisi Bakanlığı Rosatom'un Başkanı Sergei Kiriyenko, “Rus tarafının bugüne kadar projelerde hep ana yüklenici olarak yer aldığını ve santralın kurulmasının ardından ülkeden çekildiğini” belirtti. Akkuyu projesinde ise, santral sahibi sıfatıyla Rus tarafının sahada kalıcı bulunacak olması nedeniyle; “büyük heyecan” duyduğunu ifade etti.

Akkuyu sahası için önerilen; VVER-1200 modeli üniteler, Rusya tarafından yeni geliştirilmiştir. Daha henüz dünyada VVER-1200 model bir reaktör işletme halinde bulunmamaktadır ve henüz “rüştünü” ispatlamamıştır. Rusya bu modeli; ilk kez “Leningrad Nükleer Santralı Faz II birinci ünitesi” ile “Novovoronezh Nükleer Santralı Faz II birinci ünitesi”nde inşa edeceğini açıklamıştır. Rusya, her ülke için başka bir model sunmaktadır. VVER-1200 Modeli’nden önce, Çin’e sattığı bir önceki modelinde, Çin Devleti; kendi istediği değişiklikleri ve sistemleri yaptırarak, santralı satın almıştır. Oysa Türkiye ile yapılan anlaşmada, Ruslar ne verirse, nasıl verirse öyle kurulacaktır.

Akkuyu sahası Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) tarafından, 3 ay içinde kurulacak olan Rus proje şirketine teslim edilecektir. Türkiye Elektrik Ticaret A.Ş.'de, Rus tarafıyla, kurulacak birinci ve ikinci ünitenin üreteceği elektriğin; yüzde 70'ini, üçüncü ve dördüncü ünitelerin de; yüzde 30'unu 15 yıl boyunca kWsaat'i 12.35 ABD centi olacak şekilde alım garantisi imzalayacak. Geri kalan elektrik; proje şirketi tarafından serbestçe satılabilecek. 15 yıllık alım garantisinin ardından, Rus Proje Şirketi yıllık net karının; yüzde 20'sini Türk tarafına aktaracaktır.

Proje Şirketi anlaşma’nın yürürlüğe giriş tarihinden itibaren, bir yıl içinde santral inşasının başlaması için gerekli tüm izinler ve lisanslar için başvuracak. Ancak, hem Rusların santralı, 1976 yılında alınmış olan “Akkuyu Yer Lisansı” dönemindeki güvenlik etütleri ve santral tiplerine uymadığı için hem de Rusların kendilerini garantiye almaları için, en az 2-3 yıl yeniden tüm etütleri yapmaları gerekiyor. Ancak, bu hazırlıkları yapmadan, geçici-sağlıklı olmayan bir çalışmayla, anlaşmaya göre hemen lisans izni alınmak zorunda kalınacaktır. Bu durumda; TAEK ve Enerji Bakanlığı yetkilileri ne yapacağını bilememektedirler. İzin vermek zorunda kalacaklar, ancak ciddi kaygılar ve şüpheler oluşacaktır.

İlk reaktör ünitesi, Rus proje şirketinin inşaat lisansını almasının ardından; 7 yıl sonra devreye girecek. Diğer üniteler birer yıl arayla ilkini takip edecek. En az 2-3 yıl sürecek fizibilite çalışmalarından ve izinlerden sonra, ilk ünite; en iyimser olarak 2020 de, son ünite ise; 2023 de bitirilebilecektir.

AKKUYU NÜKLEER SANTRALI, ZORUNLU ÜRETİM YAPMASI GEREKEN KAPASİTEMİZİ ARTIRACAKTIR.

2009 yılı sonuna göre Türkiye Elektrik Sistemi toplam kurulu gücü; 44 767 MW’tır. Bilindiği üzere kurulu güç içinde kamu kurumu olan EÜAŞ dışında, özel şirketler de elektrik üretim tesisi sahibidir. Özel şirketlerin sahip olduğu kapasite içinde Yİ, YİD, İHD modelleri kapsamında olan kapasite, uygulanan sözleşme nedeni ile yılın tüm zamanında üretim yapmaktadırlar. Otoprodüktör şirketleri kapasitesinden ise, neredeyse yarısı ilgili olduğu sanayi kuruluşunun kendi ihtiyacı için üretim yapmaktadır. Ayrıca, hidroelektrik santralların yaklaşık yarısı sulama, rezervuar yönetimi, sınır aşan sular ile ilgili uluslararası anlaşmalar dolayısıyla sürekli üretim yapmak zorundadır. Bu nedenle, Yİ, YİD ve İHD kapsamındaki kapasitenin tamamı ile otoprodüktör ve HES kapasitesinin yarısı; “zorunlu üretim yapması gereken kapasite” olarak adlandırılmıştır.

Zorunlu üretim yapması gereken kapasitenin toplam kurulu güç içindeki oranı; %32,9 seviyesindedir.

Üretim kapasitesi yanı sıra, Türkiye toplam yıllık elektrik tüketiminin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Yıl içinde en yüksek ani yük değeri “puant talep” ve yıl içinde ölçülen en düşük yük seviyesi de “minumum yük” olarak adlandırılmıştır. Minimum yük seviyesi aynı zamanda, “baz yük” olarak da adlandırılmaktadır. Minimum yük seviyesi, yıl içinde tüm zamanda elektrik arzının gerçekleştirildiği seviyedir. Yukarıda açıklanan zorunlu üretim kapasitesinin 2009 yılı “puant değerine” oranı; %49,9 seviyesindedir.

Elektrik tüketiminin karakteristiği açısından bir diğer önemli gösterge de; “baz yük’ün “puant yüke” oranıdır. Bu oranın mümkün olduğunca yüksek olması, elektrik kullanımında verimliliğin de önemli bir göstergesidir. Bu oranın azalması, elektrik tüketiminin bilinçli olarak gerçekleştiğinin bir göstergesidir.

2000 yılında; %48,6 olan “minimum yük”ün “puant yük”e oranı gittikçe azalarak 2009 yılında; %37,4 seviyesine belirgin bir şekilde düşmüştür. Enerji verimliliği konusunda yeterli çalışmaların yapılmamasının bir sonucu olan bu oranın düşme seviyesinin, günümüz politikalarının devam etmesi halinde aynı seviyelerde ileride de devam edeceğini beklemek yanlış olmayacaktır.
 
Yukarıdaki tabloda 2020 yılına kadar beklenen yıllık puant talep artışı (TEİAŞ Üretim Kapasite Projeksiyonu Yüksek Senaryo) ve varsayılan minimum yük seviyesi gösterilmiştir. Ayrıca mevcut sistemdeki zorunlu üretim yapması gereken kapasite ve bugün tartışılan 4800-5000 MW kapasitede nükleer santralın; 2017 yılında tamamlanması durumunda zorunlu üretim kapasitesi gösterilmiş ve bunlara göre zorunlu üretim yapması gereken kapasitenin puant yük ve minumum yük seviyelerine oranı gösterilmiştir.

Zaten mevcut durumda, baz yük seviyesinden daha yüksek miktarda zorunlu üretim yapması gereken kapasite bulunmaktadır. Talep artışında yüksek senaryo sonuçları kabul edildiğinde bile, 2016 yılında baz yükün; %82,5 oranı zorunlu kapasite tarafından üretilirken, en iyi ihtimalle 2017 yılında nükleer santral yapılırsa; baz yük seviyesinden daha fazla zorunlu kapasite bulunacaktır. Bilindiği üzere, teknolojileri gereği nükleer santralar sürekli olarak ve talebin baz yük seviyesinde çalıştırılmalıdır. Sisteme kısa aralıklarla giriş/çıkış yapması mümkün değildir.

Türkiye elektrik tüketim karakteristik bilgileri, zorunlu olarak üretim yapması gereken kapasitenin yüksek miktarda olması ve ayrıca üretim başta olmak üzere elektrik faaliyetlerinde serbest piyasa uygulamasının ısrarla sürdürülmeye çalışılması elektrik üretimini büyük krizlere sürükleyebilecektir. Yukarıda açıklanan ve tamamı TEİAŞ tarafından yayımlanmış bilgiler kullanılarak yapılan çözümlemeye göre; özellikle elektrik üretiminde serbest piyasa uygulamasına talep içinde yeterli miktar kalmamaktadır. “Serbest piyasa, libarelleşme, özelleştirme” gibi politikalar ve stratejilerle de tamamen çelişen ve çatışan bir yatırım olacağı için, kısa-orta ve uzun vadede; ülkemizin enerji dengelerini bozacak ve çökmesine yol açacaktır.

Ayrıca, daha önce gündeme gelen ama gerçekleşmeyen; rüzgar, güneş ve yerli linyit yakıtlı santralar da bir gün yapılmaya başlanırsa, bunlara da satın alma garantisi verileceği için, bu kapasite de zorunlu üretim yapması gereken miktar olacak ve yukarıda açıklanan baz yükte zorunlu kapasite tarafından üretilmesi gereken oranı yeniden yükseltecektir.

Burada elektrik fiyatları konusuna girilmemiştir. Normal koşullarda baz yük seviyesinde tüketilen elektrik üretim maliyeti; en düşük olandır. Nükleer santral yapılması durumunda, ilk yıllardaki yüksek üretim maliyeti ve fiyatı; baz yük seviyesinin fiyatını da artıracaktır.

KAYGILAR…

Nükleer santral yapmak için uğraşan ülkelerin tamamında, Kamu; nükleer santralın sahibi ve-veya ortağıdır. Dünyada nükleer santral alanında benzeri bulunmayan bir ihale modeli ve  santral üzerine imzalanan bu anlaşma ile ilgili, ülkemizde nükleer teknolojiyi, nükleer santralları savunan tüm akademisyenler, bürokrat-teknokratlar ve uzmanlar bile, bu anlaşmanın “yanlış” olduğunu aşağıdaki kaygılarla dile getirmektedirler:

1. Rusya'ya doğalgaz-petrol açısından büyük oranda bağımlı olan Türkiye, Akkuyu Nükleer Santral sahasını Rusya'nın kontrolüne süresiz, çok ciddi bir stratejik hata yaparak ve bağımlılığını, geleceğini teslim ederek, yeni bir “kapitülasyona” imza atmaktadır.

2. Türkiye'nin; “hızlı tren projesinde yaşandığı gibi” projeye bir altyapı programı olarak bakmaması nedeniyle, nükleer teknoloji açısından hayati önem taşıyan, fakat Türkiye'de henüz bulunmayan altyapı ayakları, projeyi zaman içinde büyük oranda geciktirecek, hatta kilitlenmesine ve Rusya-Türkiye arasında anlaşmazlıkların yaşanmasına sebep olabilecektir. Doğalgaz-petrol bağımlılığı ve arada “düğmeye basmaları” dikkate alınırsa, anlaşmazlıkların çözümünde; Rus tarafı hep bir adım önde olacaktır. Türkiye’nin önü; kesilecektir.

3. Nükleer santral işine ilk kez giren ülkeler; işletme tecrübesi olan üniteleri tercih etmektedir. Oysa VVER-1200 model reaktör, daha dünyada bulunmamaktadır. Modelin ilk örneklerinde çıkacak kaçınılmaz problemler-kazalar, ticari nükleer santral altyapısı bulunmayan Türkiye'yi; büyük oranda zorlayabilecektir.
4. VVER-1200 reaktörlere dünyada sadece; Rus TVEL Şirketi yakıt sağlayabilmektedir. Bu da, yakıt kaynağında çeşitlilik prensibi ile uyuşmamaktadır ve Rusya'ya ilave tam bir bağımlılık getirecektir. Hem doğalgaz, petrol hem de nükleer santral, yakıt bağımlığı; Türkiye’yi cendereye sokacaktır.

5. Rus tarafı, VVER tipi santrallarda tek imalatçı olması nedeniyle; altyapı ile ilgili hususlarda Türk tarafının önüne sürekli yeni sözleşmeler getirerek, kazancını kat kat arttırabilecektir. Ruslar, nükleer teknoloji transferi için, kendileri AB den yardım istemektedirler. Türkiye; adeta Ruslar’ın deneme tahtası olacak ve her türlü oluşabilecek maliyetlerine katlanacaktır.

6. Diğer santral imalatçılarını da dikkate alacak şekilde bir rekabet ortamında karar verilmediğinden dolayı, Akkuyu sahası için fiyat olarak; en ekonomik alternatifin ve en yüksek teknolojinin seçilip seçilmediği hep kafalarda soru işareti olarak kalacak ve sorgulanacaktır.

7. Akkuyu sahası, özelleştirme ve serbest piyasa mantığıyla; Rus Kamu Kuruluşu’na terk edilmektedir. Bu da aslında, Akkuyu sahasının özelleştirilmesinden çok, Türk devletinin elinden çıkıp; Rus devletinin eline geçmesi anlamı taşımaktadır. Rus tarafının özel sektör olmaması nedeniyle, Akkuyu sahasına saf ticari açıdan bakması mümkün olmayacak, Rus devletinin stratejik hedeflerini de; bu saha üzerinden uygulamaya çalışabilecektir.

8. Rus tarafının; santralın 50-60 yıllık işletme ömrü boyunca 150 milyar ABD dolarından fazla net kar elde edecek ve bu karını Rusya'ya taşıyacak olması, dış ticaret açığını arttıracak, dış ticaret açığında kalıcı ve çözümsüz bir sorun yaratacaktır. Bu paranın yalnızca %10 ile; hem enerji verimliliği hem de yenilenebilir enerji yatırımları yapılarak,  yerli enerji kaynaklarımızın, yerli sanayi ve istihdamın geliştirilmesi, krizden çıkılması hem de dışa bağımlılığımızın, arz güvenliğimizin garanti altına alınması sağlanır.

9. İsrail’le gelişen son durumlar ve İskenderun’da yaşanan terör olaylarından sonra, özellikle Güney Kıbrıs gibi sürekli silahlanan bir ülkeye çok yakın -hedef-olan bir bölgede nükleer santral kurmak; ne derece “güvenli” ve “akıllıcadır”?

10. Nükleer teknoloji transferinin olmayacağı, atıkların ne olacağının belirsiz olduğu, bölgenin denetiminin Türkiye’de olmadığı, 15 yıl sonra fiyatının ne olacağı, 4 ünitenin kurulup kurulmayacağı, 15 yıl alım garantisi boyunca; 71 milyar dolarımızın Ruslara verileceği,  gelecek hükümetlerin-iktidarların anlaşmayı iptal etmesi durumunda karşılıklı yaptırımların ne olacağı, Türkiye’nin Rusya’ya enerji bağımlığını; %80’e çıkaran bu “anlaşma”nın; santral inşaatı başlamadan derhal İPTAL edilmesi gerekmektedir.

Eğer Hükümet ve Enerji Bakanı “anlaşmayı” iptal etmez ise, aynen Anayasa oylaması gibi “hayati, ülkenin geleceğini ipotek altına alan”  bir konu olan; “nükleer anlaşma”nın; önce “REFERANDUMA” sunulması gerekmektedir.

http://www.enerjienergy.com/artikel.php?artikel_id=156

 

Bu haber 683 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Uzman Gözüyle

Busbar Aydınlatma Otomasyon Sistemi

Busbar Aydınlatma Otomasyon Sistemi Ülkemizde tüketilen toplam elektrik enerjisi içinde aydınlatmanın payı yüzde 20 civarındadır. Aydınlatmada verimlil...

Hazar gölü can suyu ve pompa depolama projesi

Hazar gölü can suyu ve pompa depolama projesi Hazar Gölü üzerinde bulunan Hidroelektrik santraller 2006 yılında gölün ekolojik dengesini bozduğu için Devlet tara...

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Elektrik Forum

AKTUEL HABER

GAZETELER



Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi