| |||||||||||
| |||||||||||
GOOGLE TRANSLATEOTOMASYON HABERGÜNEŞ HABERÖNEMLİ LİNKLEREN ÇOK OKUNANLAR
|
Ekonomi'nin Gerçek Yüzü
09 Nisan 2011, 15:42 Ekonomi’nin Gerçek Yüzü Türkiye ekonomisi 2010 yılını %8.9 büyüme ile kapattı. Yine medyada bunun çok büyük bir başarı olduğuna dair yorumlar manşetler okuduk. Zaten yorumlar o kadar çok yer alıyorki medyamızda haberler ve gerçekleşmeler ikinci planda kalıyor hep. Yani birileri sizin nasıl düşünmeniz gerektiğini söylüyor hep. Oysa gerçek habercilik haberleri en kısa zamanda okuyucularına olduğu gibi tarafsız ve özgürce ulaştırıp yorumu okuyuculara bırakılmasını amaçlar öyle değilmi... Oysa büyümedeki bu yüksek gerçekleşmenin ne kadar sağlıksız olduğunu, geçmiş yıllardaki gibi ithalata ve sıcak paraya dayalı bir büyüme olduğunu ve sadece ekonomik büyüme datasına bakılarak ekonominin iyi yolda olduğu kanısına varılamayacağını “ekonomik büyüme tek başına yeterlimidir” başlıklı geçmiş yazımda da anlatmıştım. Söz konusu büyüme performansı resmi çevrelerde AKP hükümetinin büyük bir başarısı olarak nitelendirildi. Oysa, büyümenin niteliğinin yüksek dış açıklara ve 2009’un zayıf “baz etkisine” dayandığı biliniyordu. Dolayısıyla, Türkiye’nin AKP idaresi altındaki neoliberal politikaların sonuçlarını sadece 2010 büyüme performansına bakarak değerlendirmek yanıltıcı olacaktır. Bunun yerine AKP döneminin bütününe bakmak daha doğru olacaktır. Türkiye ekonomisinin AKP idaresi altında (2003 – 2010) arasındaki yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 4.6 olmuştur. Bu oran Türkiye ekonomisinin tüm Cumhuriyet tarihi boyunca sergilediği genel ortalamanın (1923- 2010) altındadır (yüzde 4.9). Dahası, Türkiye için 2001 sonrasında IMF tarafından biçilen yılda ortalama yüzde 5 büyüme hedefinin de gerisindedir. Eğer, Türkiye ekonomisinin büyüme ortalamalarını IMF programının tam anlamıyla uygulamaya konulduğu 1998 sonrasından başlatırsak, önceleri üçlü koalisyon, sonra Kemal Derviş’in Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, nihayetinde de AKP eliyle uygulamaya konulmuş olan neoliberal modelin büyüme hızı yüzde 3.6’ye gerilemektedir. Peki ya isdihdam? İşsizlik oranlarında son dönemde meydana gelen düşmenin yine başarı olduğu yazıla çizile dursun bakalım kazın ayağı gerçekten öylemi... 2008 – 2010 arasında sanayi sektörlerindeki istihdam artışı sadece 55 bin kişidir. Bu dönemde tarımsal istihdam artışının toplam 667 bin; hizmetler sektöründeki artışın ise 401 bin olduğunu görmekteyiz. Her iki sektörde de işgücü koşullarının son derece parçalanmış ve güvencesiz olduğunu; örgütsüzlüğün ve enformalleşmenin yoğun olduğu bilinmekte. Nitekim TÜİK verileri, örneğin 2010 boyunca tarım sektöründe “istihdam edilen” toplam 5 milyon 683 bin çalışanın, 4 milyon 857 binin herhangi bir sosyal güvenceden yoksun, kayıt dışı olarak çalışmakta olduğunu (toplamın yüzde 85’i!) belirtmektedir. Söz konusu dönemde istihdam artışının 190 bin kişisini barındıran inşaat sektöründeki acımasız sömürü koşulları ise sektörün acı bir gerçeğidir. Yine basında Durmuş Yılmaz başkanlığındaki Merkez Bankasının çok başarılı olduğunu hatta o başarının merkez bankasına ait değil hükümete ait olduğuna dair açıklamaları yer aldı. Bakalım gerçekten ortada bir başarı varmı... Yoksa olmayan başarıyı bile var edip, hükümete monte etme konusunda bir başarıdan mı bahsediliyor yoksa... 2010 yılında Merkez bankası yapmış olduğu faiz indirimlerini erken durdurmuş ve bunun sonucunda yüksek kalan reel faizlerin dayanılmaz cazibesiyle eylül ekim kasım aylarında çok yüksek bir sıcak para girişi meydana gelmiştir. Borsanın bile 71.000 li seviyelere kadar şişmesine neden olan bu durum karşısında Merkez Bankası, yaşanan ithalat patlamasıyla rekor seviyelere yükselen Dış Ticaret Açığı ve Cari Açıkla mücadele için erken bıraktığı politika faiz indirimlerine devam etmiş ancak bu indirimlere rağmen gösterge tahvilin faiz oranı % 7 lerden şimdilerde olduğu gibi %9 lara yükselmiştir. Bu durum piyasanın yüksek petrol ve enflasyon endişeleriyle bu faiz indirimlerini gerçekçi bulmadığının bir göstergesidir. Peki bu faiz indirimleri umulduğu gibi Dış Ticaret Açığına bir faydası olmuşmudur? Henüz hayır... İthalat Şubat’ta yıllık %49 ile ihracat artışının iki kat üzerinde seyretti. Enerji hariç dış ticaret açığı ilk iki ayda 8.2 milyar $’a ulaştı. Artan iç talep ile enerji dışı ithalat yıllık bazda %47 artış gösterdi. Peki Merkez bankası başka ne yaptı? Bankaların munzam karşılıklarını artırdı. Bunda amaç faiz indirimleri sonucu kredi hacminde oluşacak büyümenin önüne geçmek ve bunun yaratacağı enflasyonu önlemekti. Peki kredi hacminde büyüme frenlendimi? Henüz bunada evet diyemeyeceğiz. Bankacılık sektöründe 2010 sonunda 535.3 milyar lira olan krediler 25 Mart itibariyle yüzde 5.6 yükselişle 565.36 milyar liraya ulaşırken, anlamlı bir yavaşlamanın görülmediği kredilerde, özel bankaların kredi büyümesi kamu bankalarından daha yüksek seviyede gerçekleşti. BDDK'nın haftalık verilerine göre, 25 Mart itibariyle kredilerdeki son 1 yıllık yükseliş yüzde 34.5 olarak gerçekleşti. Bankacılık sektöründe 26 Mart 2010 tarihinde krediler 420.2 milyar lira olarak gerçekleşmişti. Oysaki merkez bankasından yapılan açıklamalarda munzam oranlarında yapılan artışlarının amacının kredilerdeki yükselişin yüzde 25 seviyelerinde tutulması olduğu belirtiliyordu. Görüldüğü gibi ekonomi konusunda aslında ortada bir başarı yoktur. Ama bir başarı varmış gibi lanse edilmektedir. Bu açıklanan enflasyon oranlarındada yapılmaktadır. Sürekli düşük gelen Tüfe oranı gösterilmekte yükselen Üfe ile Tüfe oranlarındaki bu rekor açılmanın ilerideki enflasondaki yükselişin habercisi olduğu hep gözardı edilmektedir. Bu arada daha önceki yazılarımda “sıcak paraya davetiye gönderildiğini” ve “sıcak para geri mi dönüyor” başlıklı 12 martta yazdığım yazıdada sıcak para girşinin başladığını ve borsa endeksinin o zaman 64.000 li seviyelere yükseldiğini yazmıştım. O günden bu güne tam rakam bilinmemekle birlikte tüm piyasalara 5 milyar dolar civarında para girdiği konuşuluyor. Bunu borsanın şu anki 69.000 li seviyelere hızlı bir şekilde gelmesinden ve kurlarda yaşanan gerilemedende anlıyoruz. Seçimlere kadar iyi bir görünümde olmasını beklediğimiz piyasalarda seçimden sonra sürpriz gelişmeler yaşanma ihtimalide var. Bu olasılıklardan bundan sonraki yazılarımda bahsedeceğim... Bu haber 291 defa okunmuştur.
|
HABER ARAAKTUEL HABERGAZETELER |
|||||||||
|
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||